Aralık 25, 2009 - Gönderen sema - 0 Yorum

Aslında niyetim bütün .oktan haberlerin başlıklarını peşpeşe ekleyip, “bu ne kardeşim? ciyaaaaak” diyerek kaçmak idi! Ama onları seçerken hatta seçemezken bile o kadar sıkıldım ki? Kime ne anlatalım bilmiyorum, artık kendime bile bişey anlatmak, ikna etmek zor geliyorken…
Çok değil 3-4 insan yılı öncesinde, bir dostumun canı yandığında, gagası düştüğünde hemen sazı elime alır, icabına bakardım. Ucuz bir psikolokluktu (yazım hatası yok ey okur!) yaptığım. Etraftan gelen “koley gelsin Polyanna kardeş!” eleştirilerine güler geçerdik ben ve benim gibi Secret’sız iyimserler.
Ama artık neresinden tutsam, baksam, zorlasam; nafile/nanay bir devirdeyiz. Elbette aragazlar veriliyor bünyeye “ha gayret” diyerek. Onlar da olmasa( aldığım nefes, biricik sevdiğim, güzel tınılar, 3-5 kadim dost, yutkunurken bünyemi şenlendiren tatlar, atmadığım her adım, gülmekten ilerleyen kaz ayaklarım falan filan) naparız a dostlaaar? Sezen Aksu’dan “ESKİDEN Dİ ÇOOK ESKİDEN” i dinliyorsunuz burada…

Neyse yapılacak şudur ki; havalandırın bünyeyi, bir de siz üzmeyin onu. Canı ne istiyorsa bırakın yapsın. Sevdiği şeyleri yedirin
Güneşe çıkarın, sık sık seviştirin
, dünyanın (hepsi olmasa da) önemli nimetlerinden faydalansın…
Ara sıra meyhaneye götürün, Müzeyyen Senar& Orhan Baba şarkıları ile rakı selamı verip, Buzuki Orhan ile şenlendirin, yerine göre Gipsy Kings de olur…
Neyse şimdilik bu kadar, sonra konuşuruz gene
?
Aralık 14, 2009 - Gönderen sema - 0 Yorum
Sakin günlerdeyim.
Huzur hakim bünyeme ama dudak ısırmalara devam, tedirgin bir bekleyiş. Sanki Booooom! diye bir infilak olacak yakında? Etrafın&hayatın kaosundan/güvensizliğinden midir? İnsanların mutsuzluğunu mu içime çekiyorum bilmem pek naneyim… Zaten yıldıznaamemde gözükürmüş yıldızımın düşük/aklımın kaçık/ruhumun zıpzıp olduğu
Pek manik hallerdeyim anlayacağınız. İçimde inceden bir yerlerde duman tütüyor ya hayırlısı… Zor zanaatmış hocam İNSAN OLMAK! Acımadan, acıtmadan, kırmadan, dökülmeden, çalmadan, çırpmadan, yanmadan, kanmadan, sapmadan, yorulmadan, bıkmadan, nefes almayı unutmadan… Neden bu kadar içim yanıyor bilmiyorum? Düşen yüzüm, kulaktaki keman hüznü neden? Geçer elbet, bilirim geçiyor…

Ekim 22, 2009 - Gönderen sema - 1 Yorum
2006 yazında keşfettim sadece adını bildiğim Kaş’ı… Olympos-Çıralı tatilimin bitiminde son 3 günümü ayırdım bu keyifli yere. Rastgele bulduğum bir pansiyonda kalıverdim, hiç beklentisiz. Çok gezemedim gündüzünde ama gecesinde yakamozlar eşlik etti şaraba.
15 saatlik otobüs yolculuğu sırasında bile söz verdim “seneye buradayım” diye Kaş’a.
Ve geldi 2007′Temmuz’u, kuzen ile beraber düştük yollara. İnternet şansımdan olsa gerek bulduğum apart http://www.kasimaparthotel.com/ acayip keyifli ve beklentilerimizi karşılayan (ekonomik/hijyenik/sessizlik/bla blaaa
bir yer idi.
Efendim konumuz Kaş, Kaş, kaş… Ahhh nasıl güzeldir, ah nasıl her yaz gidesim vardır artık bilmezsiniz… Kuzen ile gezer iken Büyükçakıl’ın taşlı, Küçükçakıl’ın plajsız, Kaputaş’ın muhteşem berrak dalgalı, Limanağzı’nın eh işte olan kıyılarından cıpcıpımızı yaptık. Ki her biri inci tanesi bu denizlerden sonra kolay kolay kesmez sizi herhangi deniz! Benden söylemesi… Akşamları kah merkezde kaldırım taşları üstünde Mavi Bar’ın müziğinden nemalanıp biraları devirdik kah sahilde kayalıklarda dert dinleyip Şerefe! dedik. Apart müsait, biz kızlar da sorunsuz olunca domatesler, karpuzlar taşındı odaya pardon oda demek haksızlık olur minik evimize ki kendisi 50m2′lik kelli felli bir ev idi
makarnalar, salatalar ile yemek sorunu en kestirmeden ve ucuz yoldan halloldu. Bu arada Kaş’ta 3-5 spesifik mekan dışında her işletme her yemeği evet evet her yemeği yapıyor (Örn.: Dostlar Lokantası ! pizza, balık, köfte, hamburger, taze fasulye
, kelle paça vs…)
Araya bir de Saklıkent Turu sıkıştırdık. Şirketin adını maalesef hatırlamıyorum ama zorlarsam bulabilirim. 100 metre yüksekliğinde, 18 km uzunluğunda olan saklıkent turuna başlarken bacaklarınızdaki tüm damarların röntgenini gösteren soğuklukta nehire bağlanan bir gölcükten geçip ufak ufak tırmanmaya başlıyorsunuz. Rehberlerin yardımı ile (ki 4 kişilerdi) Camel Trophy çakması macera başlıyooor
Dizi bük!, tırman, eğil!, kayma! elini omuzuma koy, sırtıma bas! baaaas! komutları ile sürerken yolculuk tura katılan ortayaş üstü İngiliz turistlerin bir kısmı vızıkladı ve turu yarıda bıraktı. Rehberlerin gazı ile sanırım gidiş dönüş 8 km yol katettik. Sonra nehirde minik bir rafting, vakur bir adrenalin
vasat bir öğle yemeği, anca ısınan bacaklar, pert vücutlar…Ve evt keyifli bir aktivite. Walla bak! Katılın yani…
Bu arada son yıllarda daha da ünlü olan Kaş’ta gördüğüm ve okuduğum kadarı ile çarpık yapılaşma Kaşseverleri üzüyormuş
Yapmayın allasen, bozmayın orayı da
Bakın!! Kaş piyasa yeri/mekanı değil, orada clublar yok, concon beachler de yok, İstanbul şubeli işletmeler de yok! E o zaman niye gidesiniz ki değil mi

Eylül 8, 2009 - Gönderen sema - 1 Yorum
Tamam! 1892 doğumlu J.R.R Tolkien beyefendinin binlerce yıl evvel yazdığı ünlü eserin uyarlamasını izlemekte çok geç kalınmış olabilir ama unutmayın! Çok sevdiğim adam olmasaydı ben tükkanımı, LOTR izlemeden kapatacaktım
Neyse annemin sabah akşam yedirdiği realizm sayesinde gelişemeyen hayalgüççüğüm belki şu yaşımdan sonra bir gıdım ilerler
ve Türkiye’den bir Mrs. çıkar Tolkien tadında öyküler/masallar yazan!! Gelelim film(ler)e: beğendim! Evet güzeldi, keyifliydi, karakterlerin çeşidi bol, görsellik için harcanan para şahane, hikaye yazıldığı dönem göz önünde tutulunca etkileyici idi. İzlemesem ölür müydüm? Hayır! Ama eğlenceli geçti yer yer uzayıp tekrarlayan sahneler ile sıksa da. 3 film için de benden Sevin Okyay tadında analiz beklemeyin, mümkün değil. Ve fakat denk gelirse izleyin.

Eylül 7, 2009 - Gönderen admin - 2 Yorum
Büyüdüğümden beri her yere patikalardan gitmeye çalışıyorum. Neden? Çünkü hayat zaten çok dolambaçlı. Yoruyor, kasıyor, üzüyor… Kısa olduğunu da unutmassak vakit az, bünyeyi üzmemek lazım değil mi a dostlar? Ara sıra durun ve bir nefes alın (elbette hep alıyoruz ama) bu kez oksijenin telaşsızca ayak ucunuza kadar gitmesine izin verin. Hissettiniz mi? İşte hayat orada başlar ve biter. Hayat üstüne ahkam kesmek elbette benim işim değil ama farkındayım
Ve hala farketmeyenleri görünce yanı başımda, üzülüyorum. Düşe kalka büyürken, moriklerimize bakıp ağlarken, yitirirken yanıbaşımızdakileri, ardımızda bıraktıklarımıza bakarken boynumuzu çevirip… Ne olur güçleştirmeyin bir de Siz! Çocuk saflığında “acımadı kiii” diye devam edin yola… Çoktan gitmiş olan bir dostum en zor günlerimde “Mutlak olan sensin unutma!” demişti.
“…kaçak yapılar gibi tedirginim
belki yaza çıkamam, üstümde kalmasın
yaralarımın size selamı var
acılarım da gözlerinizden öper…” de demişti…