Ah o evler…
Ki kederden nefes alamazlar, ki ayıpları çuvallara sığmaz… Küçükken öğretilen yegane şey “evde olan şeyler anlatılmaz” dı bize, sizi bilmem? Sokaklarda yürürken her evin camına bakarım belki dile gelir de haykırarak anlatır “iç(er)indekileri” diye…
Düşünürüm, camları silen kadının çizgilerinden olup bitenleri anlamaya çalışırım… Ama ne mümkün! Ah o evlerin, camların, tüllerin dili olsa da anlatsa gördüklerini… Herkesin yarası var değil mi? Herkesin utancı? ya da perdeleri kapattığı an’lar… Evdeyim ya şu aralar, TV lerde gördüklerim, duyduklarım us’umu zorluyor… Yüzümü kızartıyor.. Hani öğretilen Kutsal, yüce, saygın, korunaklı değerler var ya? Hepsi alt-üst!
Her zaman -mişş gibi davranıyoruz… Ama olmuyor hocam, gömlek uymuyor üstümüze, en’den dar yani… Konuşturmayın beni… duydukça, dile geldikçe/getirdikçe canım yanar… Siz de bilirsiniz, duyarsınız ama gelin görün ki örteriz üstünü usulca…
Ayıplarıyla yaşamasını bilen bir millletiz ve evlerimiz de en sadık tanıklar&kavaslarımız vesselam.